Serim DinçBy Serim Dinç|6 Minutes

Pazar alanları gıdaların bize ulaştırılmasında nasıl hayati bir rol oynuyorlarsa toplumların ekonomik ve sosyo-kültürel gelişiminde de o kadar etkilidirler. Ticari dağıtımın önemli bir ekonomik mekanizması olan pazarlar; sosyalleşme için bir alan yaratıyor, bir mahallenin günlük yaşamını organize ediyor, kimlik ve yer duygusunu oluşturuyor. Dünyanın pek çok farklı noktasında stantlarını açan pazarların, açık havada, meydanlarda veya sembolik binalarda kolektif bir faaliyet alanını temsil ettiğini görüyoruz.

Geleneksel pazarların kentteki / mahalledeki önemini gelin bir örnekle kanıtlayalım. Barselona’daki Mercado de Santa Caterina’nın yer aldığı bina 1998’in sonlarında yenilenmek üzere kapılarını kapattığında pazarın bulunduğu mahalle, sosyal ve ticari dokusunun hızlı bir şekilde bozulmasına tanık oldu. Pazarın geçici bir süreliğine faaliyetine ara vermesi çevresindeki 200 mağazanın kapanmasına neden olurken, mahalleye ziyaretçi akışı büyük ölçüde azaldı ve bu alışveriş alanını çevreleyen kentsel manzara gittikçe bozuldu. Bu çöküş, yerel mahalle ve ticaret birlikleri tarafından uzun bir süre protesto edildi. Yenileme esnasında eski Santa Caterina Manastırı’na ait arkeolojik kalıntıların bulunması sürecin uzamasına neden oldu ve Mercado de Santa Caterina ancak Mayıs 2005’te yeniden açıldı. Pazarın açılmasıyla beraber çevresinde dükkân, bar ve otel sayısı artmaya başladı; kamu ve özel yatırımların mahalleyi yeniden etkinleştirmesiyle ticari ve sosyal doku iyileşti.

Fotoğraf 1. Mercado de Santa Caterina. Barselona. (http://www.mirallestagliabue.com/project/santa-caterina-market-renovation/)

Türkiye’de nereye giderseniz gidin karşılaşabileceğiniz semt pazarlarının neredeyse tümü, ekonomik aktivite ve kamusal mekân olmanın ötesinde bir geleneği ifade ediyor. Pazarcıların gündelik yaşamları ve manilerle, türkülerle yarattıkları pazarlama teknikleri, pazarların kurulma aşamasında gerçekleşen ritüeller, pazarlarda sürdürülen komşuluk ve satıcı-tüketici ilişkileri vb. kültürümüzün önemli bir parçasını oluşturuyor.

Pazarların yüzyılı aşan tarihi içinde kentin ve kültürün değişmeyen stratejik ve vazgeçilemez bir elemanı olması ise hayranlık uyandırıyor. Pazarlar değişen tüketim biçimlerine, nüfusun taleplerine, ihtiyaçlarına, zevklerine uyum göstermenin yolunu hep bir şekilde buluyor. Bir zamanlar asıl kullanıcı kitlesini oluşturan ve sabah saatlerinde mutfak alışverişi yapan kadınların günümüzde ev dışında çalışma hayatında yer alması, aile anlayışını ve yaşam tarzını değiştirirken pazarın alışılagelen manzarasını da değiştirdi. Erkeklerin de pazarların hedef kitlesini oluşturması öncelikle pazarların açılış ve kapanış saatlerinde yeni uyarlamalara neden oldu. Devamında yeni modern pazarlama stratejileri ve kamusal alan kullanımının değişmesiyle ortaya çıkan süpermarketlerin tehlikesiyle karşılaştı pazarlar. Mercado de Santa Caterina’dan daha bilinir olan Madrid’deki Mercado de San Miguel veya Barselona’daki La Boquería tarihi kent merkezinde yer almalarının verdiği avantajla bu duruma uyum sağlamaya çalıştılar. Yerel toplumun otantik deneyimlerini ve mutfak kültürünü sunarak, yerli ve yabancı turisti çekmeye başladılar. Amerika’daki birçok pazar alanı (örn. Michigan Flint Market, Madison Public Market, Newbo City Market, Utah Fairpark) eski kamu binalarını da bünyelerine katarak kullanıcılarına ücretsiz etkinlikler, sağlık kliniği gibi ücretsiz kullanımlar, oturma alanları sundu. Kredi kartı kullanımının başlaması, online siparişler gibi değişikliklerle yeni teknolojilere bile uyum gösterdi pazar alanları.

Fotoğraf 2. Fairpark, Salt Lake City, Utah. (https://www.pps.org/article/when-public-markets-grow-up-coming-out-of-your-shell)

Peki günümüzde COVID-19’un dünyaya yayılması ve virüsün bulaşmasını sınırlamanın bir yolu olarak otoritelerin sosyal mesafeyi teşvik etmesiyle pazar alanlarını nasıl bir değişim bekliyor? Bu virüsün Çin’in Wuhan kentinde canlı hayvan ticaretinin yapıldığı kötü düzenlenmiş bir pazarda başladığının bilinmesi toplumda bu alanlara yönelik nasıl bir bakış açısı yaratıyor? Michael Kimmelman, pandemilerin kent karşıtı olduğunu; toplum ve özellikle kentsel yaşam hakkındaki en temel fikirlerimizi baltaladığını belirtiyor. Böyle bir durumda pazar alanlarının kent yaşamının içinde nasıl hayatta kalacağı sorusu merak uyandırıyor. Bu durum, bir yandan da sağlıklı ve uygun fiyatlı gıdaya erişimin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda pazar alanlarının işlevini kaybetmemesini daha da önemli hale getiriyor. Aslında tam da bu noktada New York Times‘ın da belirttiği gibi, pazarlar yeni toplumsal alışkanlıklar için laboratuvarlara dönüşüyor.