Papatya SeçkinBy Papatya Seçkin|7 Minutes

Günümüzün en önemli küresel tehditi olarak kabul edilen ve hızla ilerleyen iklim değişikliği ekonomik, sosyal ve insan sağlığı üzerindeki doğrudan etkilerinin yanı sıra dünyadaki birçok türü ve dolayısıyla ekosistemi olumsuz yönde etkileyerek biyolojik çeşitlilik kaybına neden olmaktadır. Artan nüfus ve artan kentleşmeye bağlı olarak, iklim değişikliğinin sebep olduğu unsurlar tüm şehirleri etkilemektedir. Kentlerin direncini artırmak, şehirlerin iklimle ilgili aşırı hava olayları ve doğal afetlerle başa çıkması için kritik öneme sahiptir.

Doğa temelli çözümler olarak bilinen ekosistemleri korumak, yönetmek ve eski haline getirmek için doğayla birlikte çalışmak, iklim değişikliğini hem hafifletmek hem de iklim değişikliğine uyum sağlamak için en verimli yaklaşımlardan biridir. Kentsel direnci artırmak yönünden ağaçlandırma, kirlenmiş veya atıl arazilerin ıslahı, bozulmuş sulak alanların onarımı, yeşil çatıların artırılması gibi doğaya dayalı çözümler, kentsel hava kalitesini iyileştiren, taşkınları azaltan, enerji korunumu sağlayan ve habitatı destekleyen uygulamalardır. Örneğin, karbon tutma potansiyelleri yüksek olduğu bilinen turbalıkların, ormanların ve deniz yosunlarının korunmasıyla su akışlarının düzenlenmesi, sel, kuraklık ve toprak kaymalarının önlenmesi mümkün olur.

Farklı ekosistemlerdeki yaşam çeşitliliğini ifade eden biyoçeşitlilik, sadece kırsalda değil kentsel alanlarda da bir gereklilik. Çevremizde tür çeşitliliğinin sağlanması, günlük insan yaşamının işlevlerini destekleyen ve geliştiren zengin ve sağlıklı ekosistemler yaratmaya yardımcı olur. Genetik varyasyonları da dahil olmak üzere canlı organizmaların çeşitliliğinin yanı sıra yoğun insan yerleşimleri içindeki ve çevresindeki habitatların çeşitliliğini ifade eden kentsel biyoçeşitlilik [1] kavramı, gün geçtikçe daha önem kazanmaktadır.

Şehirleşmeye paralel olarak doğayla bağların zayıflaması hem bedensel hem de ruhsal tahribatı beraberinde getirmekte. Oysa ki biyoçeşitlilik, gıda, temiz su, tıbbi kaynak ve barınak gibi doğada hayatta kalmak için ihtiyaç duyulan her şeyi destekler. Doğal kaynakların bilinçsizce tüketilmesiyle dünya üzerinde baskı oluşturmaya devam ettikçe, biyolojik çeşitlilik de riske atılmakta. Doğadan uzaklaşmanın ne denli tehlikeli olduğunun, tüm dünyayı etkisi altına alan salgın günlerinde en ağır şekilde tecrübe edildiği düşünüldüğünde, doğaya dönüşün ve habitatı destekleyici yaşam tarzını benimsemenin tek çözüm olduğu aşikâr.

Yeşil altyapı bileşenleri, doğa temelli çözümler [2]

Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) ve Londra Zooloji Derneği’nin (ZSL) iki yılda bir hazırladığı Yaşayan Gezegen serisinin 2020 yılı Raporuna göre, COVID-19 gibi hayvan kaynaklı hastalıkların ortaya çıkışında da etkili olan çevre sorunları, yarım asırdan daha kısa bir sürede, dünya genelinde memeli, kuş, çift yaşamlı, sürüngen ve balık popülasyonlarının ortalama üçte iki azalmasına yol açmış durumda [3]. Doğanın dengesinin korunması, insanların sağlığının, dolayısıyla evrenin geleceğinin korunması anlamı taşır. Bu doğrultuda, mevcut alanların korunması ve doğal kaynak kullanan bütün sektörlerin (enerji, inşaat, üretim vs.) biyoçeşitliliği dikkate alması bir gereklilik.

Kentsel biyoçeşitlilikte üzerinde durulması gereken kritik unsur, temiz hava, tozlaşma, fiziksel ve zihinsel sağlık gibi etkileri başta olmak üzere doğal çevrenin sağladığı faydalara etkisi olan ekosistem hizmetleridir. Ekosistem hizmetleriyle sıkı ilişkisi olması nedeniyle, biyolojik çeşitliliğin kentsel ortamlardaki insanlar üzerindeki etkisi belirginleşir. Sadece üreme ve beslenme için uygun habitatlar değil, geçiş koridorlarının bile olmaması, sadece şehirdeki ekosistemi değil aynı zamanda çevredeki, birbirine bağlı ekosistemleri de parçalanma ve yok olma aşamasına getirebilir.

Örneğin, gündelik yaşamda pek de fark etmediğimiz tozlaşma, biyoçeşitlilik için çok önemlidir. Dünya çapında, çiçekli bitki türlerinin büyük bir kısmı, arılar, kelebekler, kuşlar vb. canlılar, kısacası böcek ve hayvanlar tarafından polen transferiyle gerçekleşmektedir. Ekosistemlerin önemli bir parçası olan bu bitkiler, diğer türler için yiyecek, yaşam alanı ve başka kaynaklar sağlar. Bitkilerin en ufağından en büyüğüne, en gösterişlisinden en sadesine, renkten renge kokudan kokuya dolanan arılar da bu serüvendeki haklı konumlarıyla dikkati çekmekteler. Tozlayıcı olarak arılar, bitkiler arasında polen transferine, polenler tohum oluşumuna, tohumlar ise çevredeki habitatın gelişmeye devam etmesini sağlar. Bu muazzam döngüde anahtar rolü üstlenmelerine karşın, son 10 yılda arı populasyınunda da ciddi oranda düşüş izlenmektedir.

İşte tüm bu gerçekler ve gerekçelerle, farkındalığın sağlanması amacıyla tüm dünyada her yıl 20 Mayıs’ta Dünya Arı Günü (WBD) ve 22 Mayıs’ta Dünya Biyolojik Çeşitlilik günü kutlanıyor. Doğanın sadece kırsala değil aynı zamanda kente ve yaşama katkısı noktasında da farkındalığın sağlanması; planlama, tasarım ve uygulamalarda biyoçeşitliliği destekleyen, sağlıklı kentsel mekanların geliştirilmesi de biz meslek insanlarına düşüyor…

Tüm yaşam için ortak bir gelecek inşaa edebilmek [4], doğayla olan ilişkimizi yeniden kurmak, doğayı tanımaktan geçiyor… ve bunun ipucunu bir kelebeğin takibinde, bir ağacın gölgesinde, bir kuşun gözleminde bulmak mümkün…


Kaynaklar
[1] Marmot, M., (2013). Review of social determinants and the health divide in the WHO European Region: Final Report. World Health Organisation, Copenhagen.
[2] European Commission, 2013. Building a Green Infrastructure for Europe, Publications Office of the European Union, Luxembourg, ISBN 978-92-79-33428-3
[3] WWF, (2020). Yaşayan Gezegen Raporu 2020 – Almond, R.E.A., Grooten M. ve Petersen, T. (Eds). WWF, Gland, İsviçre. Çeviren, E.A.Gürbüz, Türkçe Özet Editör: S. Kalem. https://wwftr.awsassets.panda.org/downloads/2020_yaayan_gezegen_raporu_ozet_10_09_2020.pdf
[4] Biodiversity Day 2022 slogan: “Building a shared future for all life”
https://www.unep.org/events/un-day/international-day-biological-diversity-2022.