Cihan ErdönmezBy Cihan Erdönmez|14 Minutes

Herkes ormanı sever.

Sevgi sözle kanıtlanabilen bir duyguysa herkesin ormanı sevdiği doğrudur. Ancak sevginin kanıtı eylemse orman sevgisi sabun köpüğü kadar gerçektir Türkiye’de. Bir bakarsınız var, bir bakarsınız yok.

Türkiye’de ormanların durumu da kısmen masalımsı bir gerçeklik boyutundadır. Bir varmış bir yokmuş misali. Örneğin, bugün orman olan yere yarın ‘hayır, sen orman değilsin’ diyebiliriz. Daha doğrusu biz diyemeyiz de Cumhurbaşkanı diyebilir. Şaka yapmıyorum. Yasa böyle diyor.

Orman Yasası’na (1) 2018 yılında bir madde eklendi TBMM tarafından (2). Bu madde aynen şöyle:

“Orman ve Su İşleri Bakanlığınca (3), bilim ve fen bakımından orman olarak muhafazasında hiçbir yarar görülmeyen ve tarım alanına dönüştürülmesi de mümkün olmayan yerler ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte üzerinde yerleşim yeri bulunan ya da yerleşim yeri oluşturulması uygun olan taşlık, kayalık, verimsiz ve fiilen orman vasfı taşımayan alanlardan, sınırları Cumhurbaşkanınca belirlenen alanlar, Cumhurbaşkanınca belirlenecek usul ve esaslara göre Orman Genel Müdürlüğünce orman sınırları dışına çıkartılarak tapuda Hazine adına tescil edilir.”

2b’nin vazgeçilemeyen tadı

Türkiye’de ormanlar gerçek anlamda 1930’lu yıllarda korunmaya başlandı. 1937 yılında çıkarılan ilk Orman Yasası ve yine aynı yıl kurulmaya başlanan devlet orman işletmeleri yurt sathında az miktarda kalmış orman alanını korumaya odaklanmıştı. Bu durum doğal olarak halkta ve özellikle kırsal kesimde pek hoş karşılanmadı. Bir yanda yoksulluk ve çaresizlik diğer yanda bitme noktasına gelmiş ormanları korumaya çalışan ormancılar.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra geçilen çok partili rejimin partileri bu ikilemi siyasi ranta dönüştürmek için ellerinden geleni artlarına koymadılar. Hem halkın sorunlarını çözüp hem de ormanları korumak gibi zor ama akılcı bir yolu seçmek yerine ormandan taviz vererek halka şirin görünmeye çalıştılar.

1960 ihtilaliyle göreve gelen askeri yönetim yeni bir anayasa çalışmalarına başlayınca, siyasetçilerin sık sık ormanlara zarar veren yasal düzenleme yapmasına engel olma şansı da ortaya çıktı. 1961 Anayasası’nın 131’nci maddesi bu anlayışla şekillendi. Ne var ki, 1961 yılında yapılan genel seçimlerle yeniden organize olan sivil siyaset gözünü ormanlara dikmekte hiç zaman kaybetmedi. 60’lı yıllar boyunca defalarca girişimde bulunulmasına karşın 131’nci madde tüm girişimlerin başarısızlıkla sonuçlanmasını sağladı.

Bunun üzerine hedefe 131’nci maddeyi koyan siyasi partiler (4), 1970 yılında bir araya gelerek bu maddede bazı değişiklikler yaptılar. O değişikliklerin en önemlisi bazı orman alanlarının orman sayılmamasına yol açan kısımdı ve Anayasa’daki değişikliğe uygun olarak aynı hükmün Orman Yasası’nın 2’nci maddesine –b- bendinin eklenmesi nedeniyle kamuoyunda 2b olarak anılmaya başlandı. O günden bu güne (2022 sonu itibarıyla) 2b ile orman sınırları dışına çıkarılan orman alanı miktarı 645 bin hektara ulaştı. 2012 yılında yapılan bir yasal düzenlemeyle 2b alanlarının kişi ve kurumlara satışı da mümkün hale getirilerek orman üzerinden yalnızca siyasi değil aynı zamanda ekonomik bir rant akışı da yaratılmış oldu.

Ek 16 görünümündeki 2c

Yalnız 2b’nin küçük bir kusuru vardı. 2b yalnızca 31.12.1981 tarihinden önce orman niteliğini kaybeden alanlarda uygulanabiliyordu. Her ne kadar yasa orman niteliğini kaybeden dese de siz onu ‘orman niteliği kaybettirilen’ diye okuyun lütfen. Çünkü bir orman durup dururken orman niteliğini kaybetmez.

1981 yılından sonraki orman işgallerini meşrulaştırmak ve yeni işgallerin önünü açmak için de bir çözüm üretilmesi gerekti. 2000’li yılların başındaki yeni anayasa yazma girişimi sırasında 1981 tarihi 2007’ye çekilmeye çalışıldı. Ancak bu girişim başarısız olunca biraz daha beklemek gerekti. Ve nihayet 2018 yılında Ek Madde 16 Orman Yasası’na eklendi. Tuhaftır, Anayasa’da 1981 yılı sınırı olup Ek Madde 16’da tarih sınırı bulunmamasına karşın Anayasa Mahkemesi bu açık çelişkide bir sorun görmedi ve söz konusu maddeyi Anayasa’ya uygun buldu. Böylelikle orman mevzuatında 2b benzeri yeni bir uygulama eklenmiş oldu.

Ek Madde 16’nın verdiği yetki biri Bakanlar Kurulu (5) diğerleri Cumhurbaşkanı tarafından olmak üzere bugüne kadar defalarca kullanıldı. Ek Madde 16 ki, biz buna 2c de diyebiliriz, uygulamasıyla bugüne kadar 20 milyon metrekareye yakın orman alanı orman sınırları dışına çıkarıldı. Son olarak 19 Ocak 2024 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 8119 Sayılı Cumhurbaşkanı kararı ile Bingöl, Bursa, Elazığ, Eskişehir, Kastamonu, Kocaeli, Konya, Kütahya, Manisa, Muğla, Sinop, Tokat ve Zonguldak illerindeki yaklaşık 6 milyon metrekare orman alanı bu uygulamaya konu oldu. Daha açık bir ifadeyle bazı orman alanlarına ‘siz artık orman değilsiniz’ denildi; bu alanlar bir varmış bir yokmuş ormanı oldu.

Uygulamaya konu orman alanlarına bir örnek

Ek Madde 16’nın ne tür orman alanlarını orman sınırları dışına çıkardığı, maddede açıkça yazıyor. Ancak bu tanıma uygun olması muhtemel alanlar arasında hangileri öncelik bularak orman sınırları dışına çıkarılıyor? Açıkçası bugüne kadar bu durumu ortaya net bir şekilde koyacak bilimsel bir çalışma yapılmadı. Ancak bazı örneklere bakarak fikir geliştirmek olanaklı. Bunlardan en dikkat çekici olanı 26 Ocak 2023 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile bir varmış bir yokmuş ormanına dönüştürülen alanlardan biri.

Söz konusu alan Muğla’nın Bodrum ilçesi Göltürkbükü beldesi 104 ada 2A parselinde bulunan 117 metrekarelik bir parça. Bu parçanın, oldukça lüks bir sitenin sakinlerinden siyasi bir karaktere ait villanın sınırlarında kaldığı basın-yayın organlarında ayrıntılı olarak yer aldı. Aydın Ayaydın isimli siyasetçi geçmişte farklı partilerin çatısı altında siyaset yapmış, milletvekili olarak da TBMM’de görev yapmış. Villasını yaparken de devletin (halkın) ormanından bir parçayı kendi malı gibi kullanmış. Normalde yapılması gereken, ilgili orman işletmesi tarafından duruma müdahale edilmesi, ormanda inşa edilen yapının yıkılması ve dava yoluyla hem eylemin cezalandırılması hem de oluşan zararın tazmini. Ancak pratikte işler böyle yürümüyor Türkiye’de. Fukara bir köylü üç parça odun kesince yakasına hemen yapışan devlet (ki elbette öyle olmalı) güçlüler karşısında derin bir sessizliğe gömülüyor. Bu da yetmezmiş gibi işgal edilen orman Ek Madde 16’ya konu edilerek güçlüye bir de mükâfat veriliyor. Konunun burada kapandığını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Devletin, suçunu cezalandırmak yerine şefkatli eliyle sırtını sıvazladığı bu kişi 31 Mart 2024 tarihinde yapılacak yerel seçimlerde iktidar partisinin Muğla Büyükşehir Belediyesi Başkan Adayı oluyor.

Ek Madde 16’nın yarattığı büyük tehlike

Bu madde ile orman sınırları dışına çıkarılan alan (2 bin hektara yakın) 2b ile orman sınırları dışına çıkarılan alanla (645 bin hektar) karşılaştırıldığında şimdilik çok küçük gibi görünebilir. Ancak 2b, tanımı gereği 31.12.1981 tarihinden önce orman niteliğini kaybeden alanları kapsadığı için bir üst sınıra sahip. Orman kadastrosu çalışmaları tamamlandığında 2b uygulaması da son bulacak. Buna karşılık 2c’de herhangi bir tarih sınırlaması olmadığı için sonsuza kadar uygulanabilir. Yani bugün için azmış gibi görünen rakamların önümüzdeki dönemlerde keskin artışlar göstermeyeceğinin hiçbir garantisi yok. Kaldı ki ne Türkiye’nin ne de dünyanın az ya da çok demeden, tek bir metrekare orman kaybına bile tahammülü olmadığını hatırlamak gerekir.

2c uygulamasını savunmak için üretilen bazı argümanları ve onların yanıtını aşağıda özet olarak aktarayım son olarak:

  • Orman zaten yok olmuş, yerleşim alanına dönüşmüş. Yeniden ormana dönüştürmek de olanaklı değil. O nedenle orman sınırları dışına çıkarmak en akılcı çözüm.

Öncelikle şunu sormak gerekir: Orman alanı üzerinde yerleşim alanı kurmak, bina yapmak illegal olduğuna göre bu alanlar yerleşim alanına dönüşürken, ağaçlar kesilip binalar yapılırken yetkili devlet kurumları ne yapıyordu? Hangi gerekçeyle bu devlet kurumları müdahale etmedi ya da müdahale etmeleri engellendi? Ayrıca, illegal yollarla orman alanına bina yapılması (örneğin Aydın Ayaydın’ın villası) engellenmezse bu durum daha sonraki illegal girişimler için teşvik edici olmaz mı? Hele de, söz konusu alanların orman sınırları dışına çıkarılması yoluyla işgalcinin ödüllendirilmesi bu teşviki güçlendirmez, toplumdaki adalet duygusu zedelenmez mi?

Bu nedenlerle, akılcı ve adil çözüm, hangi aşamada olursa olsun orman işgallerinin cezalandırılması, işgale konu alanın yeniden ormanlaştırılması ve oluşan zarar ile ormanlaştırma masraflarının da suçu işleyenden tazmin edilmesidir.

  • Yasa orman sınırları dışına çıkarılan orman alanının en az iki katı büyüklüğündeki hazine arazisinin ormanlaştırılmak üzere Orman Genel Müdürlüğüne verilmesini sağlıyor. Bu nedenle bir orman kaybı yaşanmıyor?

Evet, Ek Madde 16 böyle diyor. Ancak bugüne kadar yayımlanan Bakanlar Kurulu ile Cumhurbaşkanı Kararlarında yalnızca orman sınırları dışına çıkarılan alanlara ilişkin bilgileri görüyoruz. Söz konusu kararlarda hangi hazine arazilerinin ormanlaştırılmak üzere OGM’ye verildiğine ilişkin bilgi yok.

Farz edelim ki orman sınırları dışına çıkarılan alan miktarının en az iki katı büyüklüğündeki hazine arazisi ormanlaştırılmak üzere OGM’ye veriliyor. Sanırım devlet kurumları yasanın gereğini yapıyordur. Yine de bu Ek Madde 16 uygulamasının gerekçesi ya da savunma argümanı olamaz. Çünkü Anayasa (Madde 169) devlete ormanları koruma ve orman alanını artırma görevi vermiştir. Türkiye orman fakiri bir ülkedir. Ekolojik, ekonomik ve sosyal açılardan uygun olan her metrekare alanın ormanlaştırılması hem bilimsel bir gereklilik hem de anayasal bir zorunluluktur. Yani bilim ve hukuk gereği ormanlaştırılmaya uygun her alan zaten ormanlaştırılmalıdır. Devlet bilim ve hukuk gereği görevi olan işi ormanlara zarar veren bir başka eylemin telafisi ve gerekçesi olarak göstermemelidir.

  • Yasal olarak orman olduğu halde fiilen taşlık, kayalık ve verimsiz alanların yerleşim yerine dönüştürülmesi ormanlara zarar vermediği gibi ülke ekonomisi ve sosyal refah için gereklidir.

Orman adını verdiğimiz alan bir ekosistemdir. Bu ekosistem içerisinde yer yer ağaçlarla kaplı olmayan, taşlık ve kayalık alanların olması son derece olağandır. Bu tür alanlar fiilen orman değildir demek ormancılık bilimiyle çelişir. Tersine bu tür alanlar orman ekosistemlerinin olmazsa olmazı olan pek çok otçul memeli, sürüngen, kuş ve otsu bitki türü açısından yaşamsal öneme sahiptir. Ormanı yalnızca ağaçlardan meydana gelen bir bitki topluluğu olarak düşünmek ve böyleymiş gibi göstermek son derece yanlış ve yanıltıcıdır. O nedenle, üzerinde ağaçlar olan orman alanları kadar üzerinde ağaç olmayan orman alanlarını da korumak bilimsel bir gerekliliktir. Ekolojik olarak ağaçlarla kaplı olması gerektiği halde bir nedenle ağaçsız kalmış orman parçaları için uygulanması gereken doğru yöntem ise o parçaları orman sınırları dışına çıkarmak değil ekolojik restorasyon çalışmalarıyla yeniden ağaçlarla kaplı orman niteliğine kavuşturmaktır.

İklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kayıpları, gıda ve su krizleri gibi küresel sorunlar ormanların taşıdığı önemi her geçen gün artırmaktadır. Genel olarak dünyanın özel olarak ise Türkiye’nin bir metrekare bile orman kaybetmeye tahammülü kalmamıştır. Var olan orman alanlarını sıkı sıkıya koruyup yeni orman alanları kazanmak izlenmesi gereken tek bilimsel yoldur. Bunun yerine bazı irrasyonel gerekçelerle orman alanlarını orman sınırları dışına çıkaracak, bir varmış bir yokmuş ormanına dönüştürecek uygulamalar son derece yanlıştır ve en kısa zamanda düzeltilmelidir.


(1) 6831 Sayılı Orman Yasası
(2) Ek Madde 16
(3) Bu maddenin yasaya eklendiği tarihte Orman ve Su İşleri Bakanlığı vardı.
(4) O tarihte Meclis’te bulunan üç parti (Adalet Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi ve Güven Partisi) de bu değişikliğe destek verdi.
(5) Madde yürürlüğe girdiğinde henüz Cumhurbaşkanlığı Yönetim Sistemine geçilmemişti. O dönemde Ek 16’yı uygulama yetkisi Bakanlar Kurulunda idi.


Cihan Erdönmez, İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Orman Mühendisliği Bölümünde tamamladığı lisans öğreniminin ardından aynı üniversitenin Fen Bilimleri Enstitüsü Orman Ekonomisi Programında lisansüstü çalışmalarını tamamladı. 1996 yılında European Forest Institute (Avrupa Orman Enstitüsü) tarafından düzenlenen Forest Policy Analysis (Ormancılık Politikası Analizi) sertifika programını tamamladı. beIN İZ TV’de yayımlanmakta olan ve 20 bölümden oluşan Orman Yolu adlı belgesel dizisini çeken Cihan Erdönmez, Yeşil Gazete’de köşe yazıları yazıyor ve çocuklarla çıktığı doğa gezilerinden esinlenerek kaleme aldığı Orman Kâşifleri adlı kitabı bulunuyor.
2014 yılında doçent unvanını alan Erdönmez, halen İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Orman Fakültesi, Orman Mühendisliği Bölümü Ormancılık Politikası ve Yönetimi Anabilim Dalında görevini sürdürmektedir.