Özlem KevserogluBy Özlem Kevseroglu|10 Minutes

Kentsel alanların yaşam kalitesinin artırılmasında kent-kırsal ilişkisi kurulması kritik bir önem taşır. Doğal kaynakların sınırlı olduğu ve tükenebileceği gerçeği karşısında evrenin korunması ve bu durumun süreklilik arz etmesi, günümüzde kaçınılmaz bir gerçek niteliği taşımaktadır. Birleşmiş Milletlerin (BM) raporuna göre 2050 yılına kadar 6,5 milyar kişi, yani dünya nüfusunun üçte ikisinin kentlerde yaşayacağı öngörülmektedir. Kentsel alanlarımızı inşa etme ve yönetme biçimi değiştirilmediği sürece sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşılamayacağı söylenmektedir. Hızlı düşüş gösteren kırsal nüfus ve kentlere göç birçok problemi de beraberinde getirmektedir. Bu durum aşırı yoksullukların genellikle kentsel alanlarda yoğunlaşmasına ve sağlıksız çevreler oluşmasına neden olmaktadır. Hızlı düşüş gösteren kırsal nüfus kentsel alanlarda da iş bulmak ve iş gücüne katılımda sorunlar yaşamaktadır.

Tam tersi kırsal alanların sahip olduğu peyzajların da, insanlığın mirasının hayati bir bileşeni olduğu ve aynı zamanda devam eden kültürel peyzajların en yaygın türlerinden biri olduğu bilinmektedir. Miras olarak kırsal peyzajların, insan-doğa ilişkileri ile ilgili teknik, bilimsel ve pratik bilgiyi kapsadığını; geçmişten günümüze değişen ve dönüşen sosyal yapılar ve işlevsel örgütlerin yansımaları olduğunu ve biyo-kültürel çeşitliliğin devamına katkıda bulunan kültürel, manevi ve doğal özellikleri kapsayan canlı ve dinamik sistemler olarak görülebilir. Kırsal peyzajların; yerleşim morfolojisine dair evler, sokaklar, yapı malzeme ve detaylarının yanı sıra; inançlar, ritüeller, kolektif davranışlar, zanaatlar vb. olguların da bulunduğu gelenekleri göz önünde bulunduran; doğal, sosyo-kültürel ve fiziksel çevre ilişkilerini bütünleşik bir kavrayışla anlamlandıran bir içerikle ele almak ve bu anlamda şehirlerin günümüzde geldiği noktada kır-kent dengesinin gözetilmesi için alternatif yaşam potansiyeli taşımaktadır. Kırsal peyzajlarda doğal, fiziksel, sosyal çevre ve bunların gerçekleştiği mekanlar iç içe geçmiş ve hepsi de kırsal mirasın içeriğini oluşturmaktadır. Fiziksel çevresini oluşturan; o coğrafyaya ait yerin ruhunu yansıtan verneküler mimari mirası; doğal çevresinde iklim ve bitki örtüsünün izin verdiği oluşumların yer alması; üretim peyzajına olanak verecek yapısal ve teknolojik çözümlemelerinin katma değer sunması; doğal verilerin geleneksel üretimlerde hammadde olarak kullanılması; sosyo-kültürel ve ekonomik çevresinin bugün hala gündelik yaşamlarda yer alması; coğrafyaya özgü sanat ve zanaat değerleri ile bilgi ve pratiklerin geçmişten günümüze kadar sürekliliğinin olması, kırsal peyzajların en karakteristik somut ve somut olmayan miras değerleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Peki kentlerdeki yaşamı kırsal alana taşımak için ne tür iyileştirmeler yapılmalıdır?

  • Kırsal peyzajlardaki barınma ihtiyacı dönemin şartları doğrultusunda verneküler mimari prensibiyle geliştirilmiştir. Fakat bu evler, kentlerdeki konfor anlayışını sunamamaktadır. Bu anlamda barınma ihtiyacının gerçekleşebilmesi için günümüz konfor koşullarında iyileştirme ve onarımların gerçekleştirilmesi, altyapı sistemlerinin çözülmesi gerekmektedir. Tarihi yapıların restorasyonu için mevcut proje destekleri, hibeler konusunda yerel halka bilgilendirme toplantıları yapılmalıdır.
  • Kırdan kente göçün olması beraberinde eğitim ve sağlık hizmetlerinin de kentlerde şekillenmesine neden olmuştur. İyi bir eğitim ve kaliteli bir sağlık imkanı alabilmek günümüzde kırsal alanlarda pek mümkün değildir. Bütüncül bir yaklaşımla kentten kıra geçmek için bu tür kentsel ve sosyal donatı alanlarının yenilenmesi ve hizmet verir hale getirilmesi gerekmektedir.
  • Ekonomi tabanlı üretimlerin yapılabilmesi için sosyal ve kırsal kalkınma odaklı projeler geliştirilmelidir. O coğrafyanın sahip olduğu değerleri vurgulayan ve aynı zamanda gelir elde edilebilecek imkanlar yaratılmalıdır. Üretim peyzajına dair geçmişte üretilen ürünlerin ve geleneksel metotlarla üretimi yapılan ürünlerin tanıtımı yapılmalıdır. Ticari bir ürün haline getirecek iş birlikleri kurulmalıdır. Bu ürünlerin katma değerli ürüne dönüştürülmesi sağlanmalıdır.
  • Biyo-çeşitliliği (flora ve fauna) ve tarımsal üretimleri korumak ve yaşatmak için türlerin tespitinin yapılması, envanterinin oluşturulması ve yeniden üretim için gerekli teşviklerin sağlanması amaçlanmalıdır.
  • Gündelik yaşamların sürekliliğini sağlayacak sosyal yaşam pratikleri hatırlatılmalı ve özendirici programlar düzenlenmelidir. Geçmişte yapılan ve halen de hafızalarda olan ama yaşatılması muhtemel olan kutlamalar, bilgi ve pratiklerin kayıt altına alınması, dokümantasyonunun yapılması ve bu değerlerin tanıtımının yapılması; alana dair farkındalığın artırılması ve bu sayede somut olmayan miras değerlerinin yaşatılarak korunması sağlanmalıdır.
  • Geçmişte sahip olunan ve günümüzde azalan eğilim gösteren zanaatların hatırlatması yapılmalı, usta yetiştirme programları, uygulamalı eğitimleri düzenlenmelidir. Mevcut ustalar ise o köylerde uzman kişi olarak tescillenmelidir. Kırsaldaki yaşamı geleceğe taşımak için; eğitim odaklı organik çiftliklerin kurulumu özendirilmelidir. Tarımsal peyzajın verimliliğini artırmak ve kalitesini yükseltmek için araştırma-geliştirme ve bilgi sistemlerinin teknolojiye uygun şekilde uyarlanması hedeflenmelidir.
  • Günümüzde kültürel ve doğal mirasın korunması ve ekonomik potansiyelin değerlendirilmesi için geliştirilen rota planlaması, yerel ve özgün değerlere sahip bölgelerin kalkınma politikalarında önemli bir unsurdur. Yeni bir kavram olarak kültürel rotalar, bir rotanın üzerinde bulunan kültürel peyzaj ögelerini içine alacak şekilde planlanmalıdır. Eko-turizm kültür rotaları belirlenirken o coğrafyanın sahip olduğu fiziksel, doğal ve sosyo kültürel yapısını tanıtmaya odaklı bir planlama anlayışı ile geliştirilmelidir. Bu rota çalışmaları, üzerinde kültürel ve doğal miras ögeleri taşıyan ve önemini bu miras ile kazanan coğrafyaları yaşatarak korumayı, kırsal turizmin geliştirilmesini ve bu sayede kırsal kalkınmayı da hedeflenmelidir. Yerel, bölgesel veya ulusal ölçekli bir ulaşım koridoru oluşturmayı amaçlayan rota çalışmaları sayesinde o coğrafyanın somut ve somut olmayan özgün değerleri ile farkındalık arttırılmakta, yaşayan peyzajlar olarak korunması sağlanmalıdır.
  • Kamu, Üniversite, STK yapısı içerisinde projeler hazırlanmalı, yerel kalkınma ajansının fonlamasıyla kamu yararını gözetecek ve yerelin de üretilen projelere dahil olabileceği, toplum sağlığını ve iklim değişikliğini olumlu yönde etkileyecek ve sosyal-kırsal kalkınmayı destekleyecek oluşumların desteklenmesi gereklidir.

Kırsal peyzajlardaki yerleşik alanlarda bulunan kültürel ve doğal peyzajın bir arada bulunmasından kaynaklanan potansiyel, bu alanların sürdürülebilir bir şekilde korunması için bir fırsat oluşturmaktadır. Yüksek yapı yoğunluğuna sahip kentsel yerleşmelerde yapılı çevreyi oluşturan sert yüzeylerin hem doğal çevreyi örtmesi hem de üretimindeki karbon salınım miktarından dolayı iklim değişikliğine karşı olumsuz etkileri bulunmaktadır. Mevcut kentsel yerleşmelerdeki doğal yüzeylerin, kent içerisindeki oranının sistemli bir şekilde arttırılması kadar kentsel yerleşmelerin düşük yoğunluklu olarak kırsal alanlarda geliştirilmesi de önemlidir. Konut yerleşmelerinin düşük yapı, yüksek kırsal alan yoğunluğu bulunan kırsal yerleşme alanları içerisinde planlı bir şekilde gerçekleştirilmesi iklim değişikliğine karşı geliştirilecek yeni kentsel yaşam formları açısından da önemli bir fırsat sunmaktadır. Doğal ve kültürel mirasın bir arada olduğu kültürel peyzaj alanları, sahip oldukları mekânsal ve sosyokültürel potansiyel sebebiyle birer fırsat alanı olarak ortaya konulabilmektedirler. Türkiye’de, içerisinde yaşamın devam ettiği kırsal yerleşmelerdeki kültürel peyzaj alanlarının morfolojik okuması yapılarak kültürel miras değerlerinin ve somut olmayan mirasın kentsel morfolojik biçimleniş ile olan ilişkisinin açıklanması, bu alanlardaki potansiyelin ortaya çıkarılabilmesini ve düşük yoğunluklu kırsal yerleşmelerin kültürel peyzaj bakış açısı ile yeni bir yerleşme modeli olarak iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini arttıran sert yüzeylerden oluşan yoğun kentsel yerleşme anlayışına karşı bir alternatif olarak ortaya konmasını sağlayabilecektir.


Özlem Kevseroğlu, İTÜ Peyzaj Mimarlığı’nı 2008 yılında tamamlamasının ardından İTÜ Kentsel Tasarım Yüksek Lisans programını 2011 yılında tamamladı. 2011-2014 yılları arasında aile şirketi olan peyzaj mimarlığı firmasında uygulama alanında çeşitli ölçeklerdeki işlerde proje yürütücüsü ve aynı zamanda Erciyes Üniversitesi’nde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak çalıştıktan sonra 2015 yılında İTÜ Şehir ve Bölge Planlama doktora programına dahil olan Kevseroğlu, doktor adayı olarak danışmanı Doç. Dr Hatice Ayataç ile tez aşamasında olmakla birlikte Kayseri Koramaz, Gesi ve Derevenk Vadi Köyleri’ndeki kültürel peyzajın sürekliliğini incelemekte ve çeşitli platformlarda kültürel peyzaj, kent-kültür-toplum etkileşimleri, kolektif hafıza, biyo-kültürel habitat konuları üzerinde çalışmalarına devam etmektedir. 2014 yılından itibaren AGÜ Mimarlık Bölümü’nde Araştırma Görevlisi olarak kentsel-kırsal çalışmalar ile ilgili konuları içeren derslerde görev yapmaktadır.