Hande Zeynep KayanBy Hande Zeynep Kayan|14 Minutes

Tüm Dünya’yı kasıp kavuran ve 1 Kasım 2020 itibarıyla 1 milyondan fazla insanın ölümüyle sonuçlanan COVID-19 salgınının, kentlerde sosyal alan kullanımını derinden etkilediği/etkilemeye devam edeceği ve insanlarda değişen şartlara karşı yeni davranış biçimlerine yol açtığı/açacağı varsayılmakta. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından kabul edilen artan bilimsel kanıtlar, koronavirüsün sadece öksürme veya hapşırma ile değil, havadaki parçacıklar yoluyla da insandan insana bulaşabileceğini öne sürüyor. Bu da sosyal alanları kullanırken mesafe ve maske konusunda daha hassas olmayı beraberinde getiriyor.

Hayatımızın merkezine bomba gibi düşen COVID-19’un yayılmasını engellemek ve olumsuz etkileri ile daha hızlı mücadele edebilmek için ilk olarak uygulanan yöntemlerden biri olan karantina; hasta bireyleri toplumdan izole ederken genel nüfusun hareketini de kısıtlamıştır. Hem kamusal hem de pek çok özel alan süresiz olarak kapanmış, bu durum hem sosyal hem de ekonomik belirsizliği arttırmıştır. Basında yayınlanan ölüm vakalarının sayısının her geçen gün artması insanların süre gelen alışkanlıklarını sorgulamalarını, bundan sonra nerede ve nasıl çalışılacağı/yaşanacağı, yeni sosyal yaşama nasıl adapte olunacağı vb. soruları daha fazla sormasına neden olmuştur. Bu anlamda uzun süre evde kalmanın getirdiği hareketsizlik ve durağanlıkla yenilenemeyen enerjiyi şarj etmek için atılım isteği ile spor aktivitelerine, doğa yürüyüşlerine yönelişlerde artış görülmüş, ertelenen hobiler gün yüzüne çıkmıştır. İnsanlar egzersiz yapmak, aileleriyle salgını ve olumsuz etkilerini biraz olsun unutarak vakit geçirmek, uzak kaldıkları ya da gerçekten değerini daha iyi anladıkları doğanın tadını çıkarmak için dışarıda vakit geçirmenin yollarını aramaya başlamış, parkları ve yeniden ele alınmaya başlanan sokaklarını güvenli yeni sosyal alanlar olarak benimsemiştir.

Bunun yanında pek çok insanın çalışma şekli olarak ev-ofis formatına geçişi ile konutta geçen sürenin artması; sanal müze turlarıyla oturduğumuz yerden Dünyayı gezmemize veya kablolu kanalların belgeselleriyle, filmleriyle, dizileriyle doldurulabilecek boş zaman yaratırken; konutumuzla ilişkimizin değişmesine sebep oldu. O güne kadar istediğimiz an ilişki kurabildiğimiz insanlarla iletişim için özellikle parklar ve dış mekânlar birer cankurtaran olurken, kamusal alanın ne kadar önemli olduğunu da anladık. Bu amaçla pek çok proje üretildi, farklı tasarım yaklaşımları ile mekânlar yeniden düzenlenmeye başlandı. Bazı yerel yönetimlerin girişimciliği ile belirlenen spot bölgelerde şehir halkının mesafeli-kontrollü sosyalleşmesi, yeni normale daha hızlı ayak uydurabilmesi için yeni öneriler getirildi.

Fotoğraf 1 ve 2. Domino Park, Brooklyn-New York, ABD. Kaynak. Url-1

Bu yaklaşımla New York’ta tasarlanan Domino Park içindeki yeşil alanların 6 metrelik sosyal mesafe çemberleri çizilerek yeniden tanımlanması ve daha güvenli bir alan imajı sunması tüm dünyayı etkilemiştir. Pek çok şehirde insanlar çizilmiş çemberler içinde sosyalleşmeye başlamıştır. Nötr olarak şehirler içinde bırakılan alanların, meydanların, yeşil alanların ihtiyaç anında nasıl dönüştürülebileceğinin, avantajlı kullanılabileceğinin örnekleri pek çok ülkede oldukça farklı uygulamalarla görülmeye başlanmıştır. Örnekte olduğu gibi çarpıcı, belirleyici sarı renkte tercih edilen ana amacı mevcut restoranlara masa olarak hizmet vermek olan, sosyalleşme çemberleri içine yerleştirilen ve maksimum 3 kişinin kullanımına hizmet veren oturma elemanları ile yeni sosyalleşme sınırları belirlenmiştir (Fotoğraf 1 ve 2). HUA Architects tarafından hazırlanan Gastro Güvenli Zon (The Gastro Safe Zone) uygulaması ile Çek Cumhuriyeti’nde Brno sokaklarına kurulan tasarım, aslında pandemi sonrası kent içerisinde park, oyun alanı vb. farklı alanlara sabitlenerek kullanımına devam edilebilecek bir esneklikte sürdürülebilir olarak düşünülmüş (Fotoğraf 3 ve 4). Bu anlamda çizilen sosyal mesafe çemberlerinin üzerine eklenebilecek farklı işlevlerle, alanların zenginleştirilerek, yeni sosyal hayata evrilmede önemli bir dönüm noktası olacağını söyleyebiliriz. Bunun yanında kent merkezlerine eklemlenen her bir nesnenin, kent mobilyasının kent kimliğini destekleyen nitelikte olması da ayrı bir önem taşımaktadır. Kurulacak ortak dil hem insanların psikolojisini olumlu anlamda güçlendirerek insana huzur ve mutluluk verecek hem de işlevselliği noktasında ihtiyaçları karşılayacak özelliklere, estetik değerlere sahip olmalıdır.

Fotoğraf 3 ve 4. Gastro güvenli zon (The Gastro Safe Zone), Brno, Czech Republic. Kaynak. Url-2

COVID-19; değiştirdiği dünyamız ve direkt etkilediği ruh halimiz ile şehirdeki nüfus ve işlev yoğunluğunun, doğru dağılım stratejisi ile yaşam alanlarının ve boşlukların yaratılmasında oldukça önemli olduğunu anlamamızı sağladı. Yoğun şehir merkezlerinde hastalığın daha kolay yayılacağına dair büyüyen korkular, insanların şehirlerde yaşamaya yönelik tutumlarını büyük ölçüde etkiledi. Bunun yanında mahallelerin konut bloklarıyla boğulduğu bir kentte artık daha fazla insan odaklı, daha geniş açıklıklarla, doğru havalandırılan mekânlar-alanlar-yüzeyler tanımlanması çabası kabul görmeye başladı.

Fotoğraf 5. Metro kullanımında yeni normal. Kaynak. Url-3 Fotoğraf 6: Sosyal mesafeli bank. Kaynak. Url-4

Bireylerin kendilerine özgü ihtiyaçlarını karşılayarak, deneyimlerini gerçekleştirebileceği yaşam alanlarında teknoloji ile desteklenerek şekillenen mekânsal ve işlevsel anlamda sürdürülebilir tasarımlar ile esnek kullanım yöntemlerine duyduğu ihtiyaç her geçen gün artmakta. Çünkü; şehirde değişen her bir faktörün yeni bir değişen üzerinde yarattığı domino etkisi, kent kullanıcısı için yeni adaptasyon zorunluluklarını gündeme getirmektedir. Bu tespitle pandeminin ulaşım araçlarının kullanımını etkilediği bir gerçek. Özellikle sokağa çıkma yasakları döneminde tenhalaşan sokaklar ile toplu taşıma araçları- toplu ulaşımın geleceğinin sorgulanmasını beraberinde getirdi. Metro, tren, otobüs gibi yoğun kullanıcı sayısına sahip, yeterli temiz hava sirkülasyonu olmayan ulaşım araçlarında enfeksiyon riskini en aza indirmek için yolcular arasındaki mesafeyi arttırıcı önlemler ile insanların birbirine teması minimuma indirilmeye çalışılırken (Fotoğraf 5), kamusal açık alanlarda kullanılan banklarda da benzer uygulamalar karşımıza çıkmakta. Bazı belediyelerin girişimiyle veya tasarımcıların öngörüleriyle oluşturulan elemanlarda sosyal mesafe önemi vurgulanmakta (Fotoğraf 6).

Fotoğraf 7 ve 8. NACTO Pandemi ve sonrası iyileşme dönemi sokak kullanım modelleri (Streets for pandemic response and recovery) Kaynak. Url-4

Salgın başlangıcında evlerine hapsolan insanların kontrollü olarak yeniden sokaklara cıkarak diğer insanlarla ve kentle iletişim içine girebilmeleri için pek çok tasarım grubu kent kullanımına yönelik öngörüler de bulunuyor. Bu yaklaşımla NACTO; kentlerde caddeleri hem pandemi döneminde hem de daha sonrası iyileşme döneminde yeni düzene uyum sağlayabilecek esneklikte tasarlama ve adapte edebilme önerileri sunmakta. Özellikle insan odaklı yürünebilir caddeler üzerine daha fazla vurgu yapan uygulamalarında; sokakların belirlenen zamanlarda araç trafiğine kapatılarak yaya kullanımına açılması ile istenilen aktivitelere daha fazla alan kazanılabileceği yaklaşımını geliştirilerek farklı alternatiflerde kullanımı yayalara bırakıyor (Fotoğraf 7 ve 8). Gerektiğinde restoranların ilave yemek alanı ile açık hava restoranları, bisikletliler için kesintisiz bisiklet yolu, belirli standartlara getirilen kaldırım genişlikleri ile arttırılan yaya yol kullanımı konforu, araç parkı, alışveriş için açık hava pazar tezgâhları, açık oyun alanları, ticari mekân önünün daha işlevsel kullanımı vb. seçenekleri yeni sosyal alanlar olarak tanımlıyor. Sokakların bu uyarlanabilirlik durumunu da kentleri ölüm sessizliğinden kurtaracak ve bunun yanında hem ekonomik, hem sosyal hem de psikolojik olarak bir arada kalmasına olanak sağlayacak bir duruş olarak savunuyor.

Aslında tüm bu çalışmaların amacı sokakların mevcut yeni duruma adapte olmaları için bir sistem-düzen oluşturabilmek, kaosu minimuma indirmek, her türlü kısıtlamaya rağmen yaşadığı konutundan çok uzağa gitmeden insana konforlu nefes alma alanları oluşturmaktır. Çünkü; bu olağanüstü dönemde belki de yaptığımız en büyük çıkarım, yaşam alanlarımızda nefes alacak boşlukların ne kadar da yetersiz olduğunu fark etmemiz oldu.

Fotoğraf 9 ve 10. Morag Myerscough tasarımı pandemi dönemine özel enstalasyon, Paris. Kaynak. Url-5

Zorunlu sosyal mesafe önlemlerine uyarak, çemberler içinde kalmak, noktalar üzerinde beklemek ve mecburi maske kullanmak vb. değişen yeni gündelik hayatımızın rutinlerinin, heyecanla beklenen covid-19 aşısının üretilip dağıtılmasından çok sonra dahi sabit birer alışkanlık olarak kalacağı düşünülmekte. Böyle düşününce mücevher tasarımcısı Saskia Diez’in, kolye tarzı bir zincire bağlı maskesi, Petit Pli’nin geri dönüştürülmüş şişelerden plastik kullanılarak oluşturulan kişiye göre ayarlanabilir esnek maskeleri, Burberry markasının kendine özgü ekose desenini kullanarak tasarladığı antimikrobiyel teknolojisi ile üretilmiş maske alternatifleri insanların hayatlarına küçük de olsa bir renk katar nitelikte. Bunun yanında enstalasyon sanatçısı Myerscough; sokakların ve kent içindeki her türlü açık alanın topluluklarla bağlantı kuran, aidiyet duygusu veren sanat eserleri ile zenginleştirilmesinin, renklendirilmesinin insanları bir araya getirmenin etkili bir yolu olacağını söyleyerek tasarladığı Paris’te konumlandırdığı yeni normal/şimdi (new now) söylemine karşıt eseri ile pandemi dönemini avantaja çevirebileceğimize inanıyor.

Kentlerin COVID-19 sonrası dönemde nasıl görüneceğine dair çok sayıdaki spekülasyona karşı; yeni güvenli mekân algısıyla kentlerin planlanmasında, tasarımında ve yönetilmesinde önemli değişiklikler olacağına inanmak istiyoruz. Sonuçta önemli olan, bu salgını mümkün olan en az hasarla atlatıp yapılacak en doğru çıkarımlarla kentleri daha yaşanabilir sosyal alanlara kavuşturma yollarını bulmak.


2004 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) İç Mimarlık Bölümü’nden mezun olan Hande Zeynep Kayan, yüksek lisans eğitimini aynı kurumda İç Mimarlık Anabilim Dalı’nda “Belirsizlikten Doğan Esneklik Kavramının Konut İç Mekan ve Donatı Elemanları Tasarımına Etkileri” başlıklı tez çalışmasıyla tamamlamıştır. Yine aynı programda tamamladığı “Ofis İç Mekan Tasarımlarında Gelişen Teknolojiler Işığında Esneklik ve İstanbul’daki Uygulamalar Üzerinde Analizi” başlıklı tez çalışmasıyla doktor ünvanını almıştır. Halen, MSGSÜ Mimarlık Fakültesi İç Mimarlık Bölümü’nde akademik çalışmalarına devam etmektedir. Kayan’ın, mekan ve mobilya tasarımlarında teknoloji ve esneklik, tasarımda malzeme etkisi konularında araştırmaları ve yayınları bulunmaktadır.