Elvin Akkan AcetBy Elvin Akkan Acet|12 Minutes

İnsanlık; tarih boyunca çevresindeki dünyayı algılamak için resim sanatını kullanmış, onu bir iletişim aracı olarak görmüştür. Bu bağlamda sanatçılar tarafından resim sanatında farklı renklerin kullanılması ve renklerin dili tarih boyunca merak konusu olmuş, üzerinde çeşitli araştırmalar yapılmıştır. İnsanoğlu renklere farklı anlamlar yüklemiş, renklerin toplumlar ve sınıflar arasındaki kullanımları çeşitlilik göstermiştir. Tarihte renk üzerine ilk çalışmalar Eski Yunan ve Arap psikolog ve fizyologlar tarafından yapılmıştır. İlk kez renk teorisi ise Aristoteles tarafından yapılmış ve “Ruh Üzerine” isimli kitabında renk hakkındaki çalışmaları yer almıştır. Aristoteles’in bu çalışmaları Rönesans boyunca oldukça dikkat çekmiş ve incelenmiştir. Fakat Aristoteles’in o dönem oldukça dikkat çeken renk teorisinin günümüzde geçerliliği yoktur çünkü bu teori, ışığı ve karanlığı esas alır ve renklerin bunların karışımı ile ortaya çıktığını iddia eder (Per, 2012).

Rengin günümüzde de kabul edilen ilk bilimsel tanımı ise 17. yüzyılda İngiliz fizikçi Isaac Newton tarafından yapılmıştır. Newton nesnelerin renklerinin olmadığını ve renklerin beyaz ışığın tayfından oluştuğunu iddia eder. Hatta bu teorisini desteklemek için bir deney yapmıştır. Newton, hiç ışık almayan karanlık bir odaya bir prizma yerleştirir ve odaya küçük bir delik açar. Bu delikten gelen ışık prizmadan geçerek duvara yerleştirilmiş beyaz bir perdeye yansırken 7 farklı renge ayrılır. Perdede yer alan renkler sırasıyla kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, lacivert ve mor olarak görülmüştür (Kınık ve Öztürk, 2017). Yani beyaz olarak gördüğümüz ışık aslında içinde 7 farklı ışık tayfını barındırmaktadır ve tayftaki renklerin her biri farklı kırılganlığa sahiptir. Bu bağlamda fiziksel olarak her renk ölçülebilir ve rakamlarla ifade edilebilir. İnsanlar tarafından algılanan renkler, nesnelerin renk ışınlarını emmesi veya yansıtması ile oluşur. Örneğin, beyaz renk bir nesne ışık tayfındaki tüm renkleri yansıttığı için beyaz görünmekteyken, mavi renk bir nesne sadece tayftaki mavi ışını yansıttığı için mavidir. Newton yaptığı deney sırasında renklerin her birinin prizmadan geçiş hızının farklı olduğunu fark etmiştir. Yani her rengin dalga uzunluğu birbirinden farklıdır. Mavi rengin dalga uzunluğu 450 ile 485 nm arasında değişmekte, frekansı ise 680 ile 620 THz arasındadır (Batur, 2016). Bu durumda mavi renk, renkler arasında dalga boyu en kısa olduğu için en fazla kırılan ve titreşim sayısı en yüksek olan renktir.

Renklerin tarih boyunca insanlar üzerindeki etkileri ve insanların renklere yükledikleri anlamlar sürekli olarak değişmiştir. M. Pastoureau’nun belirttiği gibi herhangi bir rengin tarihi her şeyden önce sosyal bir tarihtir. Mavi kelimesi etimolojik olarak Germen ve Arap dillerinden gelmiştir. Almanca “blau” ve Arapça “azur” kelimeleri mavinin kelime yapısını oluşturmuş, Latin dillerine de bu şekilde yerleşmiştir. Üç ana renk grubundaki tek soğuk renk olan mavinin açık ve koyu tonlarının insan psikolojisi üzerinde farklı etkileri olduğu gözlemlenmiştir. Örneğin, mavinin koyu tonlarının insan üzerindeki etkisi incelendiğinde insanı daha derinlere çeken ve karamsarlık oluşturan bir algısı olduğu görülürken, açık mavinin karamsarlık etkisini azalttığı ortaya konulmuştur (Batur, 2016). İçinde hiç sıcak ton bulunmayan mavi, sakinlikle ilişkilendirilmiştir. Heyecan yatıştırıcı, dinginleştirici olan bu renk aynı zamanda saflık ve asaletinde rengi olarak bilinir. Hatta Avrupa’da soylular için kullanılan mavi kanlı denildiği bilinmektedir. Mavi rengin derin düşünmeye ve gevşemeye etkisi olduğu bilindiğinden meditasyon ile de bağlantılıdır. Sıcak renklerin ters etkisini göstererek vücut sıcaklığını ve kan basıncını düşürür. Mavinin koyu tonu lacivert ciddiyeti temsil eder, solgun ve grimsi tonları ise pasifliği, tembelliği çağrıştırır (Yıldırım, 2009). Suların ve havanın rengi mavi olarak görüldüğünden açık mavi renk insanda sonsuzluk etkisi oluşturarak dinlendirici bir etki yaratmaktadır.

Mavi renk ilk kez M.Ö. 2200 yılında Mısırlılar tarafından kalıcı bir pigment oluşturmak amacıyla kullanılmıştır. Başlıca olarak Sibirya, Çin, İran ve Afganistan’da bulunan ve Eski Yunanca’da adı sapphirus olan lapislazuli isimli taştan elde edilen mavi renk diğer renklere kıyasla daha geç keşfedilmiş ve tarihte kullanımı diğer renklere oranla daha sonra karşımıza çıkmıştır. Mavi renk, bir tek doğuda bulunan bu taştan elde edildiği için o dönemde ulaşılması oldukça zahmetli ve pahalı bir renkti. Ulaşılmasının zorluğu ile oldukça değerli bir renk olan mavi, bu dönemde zenginliğin rengi olmuş ve Mısırlılar tarafından firavun mezarlıklarında kullanılmıştır. Mavinin Romalılar döneminde kullanımı ise Mısırlılar tarafından oluşturulmuş algısından tamamen farklıdır. Romalılar maviyi çirkinliğin ve barbarlığın rengi olarak tanımlamıştır. Bu rengin açık tonu kullanıldığında kişiyi küçülten, koyu tonu kullanıldığında ise yas ve kaygı oluşturan bir anlama sahiptir. Genel olarak ölüm ve ölüm sonrası hayat ile ilişkilendirilmiştir. Bu dönem mavi çoğunlukla işçi sınıfı kıyafetlerinde karşımıza çıkmıştır. Mavi gözlere sahip bireyler ise fiziksel kusurlu olarak atfedilmektedir (Pastoureau, 2013).

Roma İmparatorluğu boyunca gölgede kalan mavi renk, 8. yüzyılda Karolenj İmparatorluğu ile öne çıkmaya başlar ve bu dönem vitraylarda oldukça sık kullanılmıştır. Yükselişe geçen mavi rengin kiliseye girişi ise bu rengin Meryem Ana ile ilişkilendirilmiş olmasıdır. Ortaçağ Avrupası’nda mavi, kiliselerde oldukça sık kullanıldığından Hristiyanlığın rengi olmuştur. Bu dönemde resmedilen eserlerde belli bir kural gözetilmiş, kırmızı renk Tanrıyı, mavi renk Hristiyanlığı ve altın sarısı kutsal tini sembolize etmiştir. Bu bağlamda üç ana renk aynı zamanda kutsal üçlemenin de renkleri olarak kullanılmıştır (Batur, 2016).

1200’lü yıllardan itibaren mavi renk gelişen boyama teknikleri ile canlı tonlara sahip olmaya başlar. Bu yıllara kadar işçi kıyafetlerinde gördüğümüz soluk maviler artık yerini parlak, canlı mavilere bırakarak Ortaçağ Avrupası’nda kraliyetin ve aristokrasinin kıyafet rengi olmaya başlamıştır. Meryem Ana ile ilişkilendirilmiş mavi daha sonra kraliyet rengi olarak Ortaçağda yerini sağlamlaştırırken, Ortaçağ sonunda ve Modern çağ başında mavi rengin kıyafetlerde kullanımı artmaya başlamıştır. Mavi ahlaksal bir renk olarak görülmektedir. 18. yüzyıldan itibaren kıyafetlerden ve gündelik hayattan tamamıyla çekilmeye başlayan kırmızı ile mavi kendini oldukça yoğun olarak göstermeye başlar. Böylece mavi, Avrupa toplumlarının en sevdiği renk haline gelmeye başlamıştır. Prusya mavisi denilen, mavinin bir tonunun elde edildiği yapay bir pigment bu dönem bulunmuş böylece mavi ilerlemenin, özgürlüğün, aydınlanmanın rengi olarak simgeleştirilmiştir. Böylesine romantik anlamların yüklendiği mavi Amerikan ve Fransız devrimlerinin de rengi olmuş, devrimler boyunca siyasi ve askeri gücü temsil etmiştir (Pastoureau, 2013).

Mavi, Anadolu kültüründe oldukça önemli anlamlar taşımaktadır. Osmanlı döneminde verilen mimari eserlerde mavi renk karşımıza oldukça sık çıkmaktadır. Blue Mosque olarak bilinen Sultanahmet Cami, Mavi ismini tavanında bulunan safir taşlardan almıştır (Kantar, 2014). Mavi, Türk motiflerinde oldukça fazla kullanılmakta ve Anadolu inanışına göre nazar kovan boncuk yine mavi renk olarak karşımıza çıkmaktadır. Mavinin tonu olan turkuazın da adını Türk kelimesinden aldığı bilinmektedir.

Mavi renk bayraklarda da karşımıza oldukça sık çıkmaktadır. Her bayrakta ise maviye farklı anlamlar yüklenmiştir. Mavi rengin; Fransız bayrağında hürriyeti, Amerikan bayrağında azmi, Güney Afrika Cumhuriyeti bayrağında gökyüzünü, Kuzey Kore bayrağında bağımsızlığı, barışı ve mücadeleyi, Rusya bayrağında hükümdarı, Yunanistan bayrağında ise denizi temsil ettiği düşünülmektedir.

Günümüzde mavi renk aynı zamanda birleştirici bir dile sahiptir. Mavi gezegen olarak adlandırılan Dünyamız %75 oranında sularla kaplı olduğu için uzaydan mavi renk görülmektedir. Tarih boyunca belli sınıflara ait insanların kıyafetlerinde kullanılan mavi renk, günümüzde her sınıfın tercih ettiği kot pantolonlara ismini veren bluejeans ile evrensel bir dile sahip üniforma olmuştur. Bu bağlamda marka değeri yüksek bir renk olarak, “Mavi” ismi ile pazara bluejeans üretimi yapan markanın da kimliğini oluşturmuştur.

Bahsi geçen veya geçmeyen kullanım alanlarına rağmen tüm renkler gibi mavi de anlam dağarcığını sanatla olan ilişkisi ile kazanır. Paletinden çıkardığı mavi tonlarından tanıdığımız sanatçılar bir yana bir de duygularının maviliklerine kapıldığımız şairler yok mu sanki? Mavisini ışık değil ama hayal tayfından geçiren şairler ve Edip Cansever…

Maviyi soruyordun, gözlerimden yüzüme yayılan maviyi mi
bir renk değildir mavi huydur bende
ve benim yetinmezliğimdir
ve herkesin yetinmezliğidir belki
denecektir ki bir süre
ve denecektir
Bir akşam üstünü düşünmek bir akşam üstünü düşünmekten
Başka nedir ki

Gelecekten utanarak dönen bir sevinçliğim
Ya sizler
Ey sırasını beklemeden gelen akşam üstleri
Günlerden, Edip Cansever


Kaynaklar

Batur M. (2016). Huzurun Rengi Mavi. İnönü UniversityJournal of Art and Design ISSN: 1309-9876 E-ISSN: 1309-9884

Kantar, B. M. (2014). Sanatın Mavi Yorumu: Sultan Ahmet Camii

Kınık, M. ve Öztürk, M.S. (2017). Tipografik Tasarımda Rengin Okunurluğa Etkisi Konusunda Öğrenci Görüşlerinin İncelenmesi.

Pastoureau, M. (2013). Mavi, Bir Rengin Tarihi.

Per M. (2012). Renk Teorilerine Tarihsel bir Bakış.

Yıldırım, C. (2009). Başlangıcından İzlenimcilik’e Kadar Resimde Rengin Simgesel Kullanımı.